denemeler

- İlk geldiğimiz gece stresten, horlama seslerinden ve 250 kişiyle aynı yerde uyumaya alışık olmadığımdan uyuyamadım, sonra sabaha doğru içim geçmiş, uykuya doğru ilerlerken, “koğuş kalk!” nidasını melodi yapmış olan bir nöbetçi er uyandırdı bizi ve gözlerimi açtım, heryer ranza dolu, kabus gibiydi, bir daha gözlerimi kapadım açtım, hepsi gerçekti…- Askeriyede hele de acemi birliğinde bir mantık vardır, sıraya girilir, sayı alınır öyle bir yere gidilir, koğuşlara, eğitim alanına yemeğe vb. giderken marşlar söylenir, uygun adım gidip gelinir, kollar sallanır, dizler çekilir. Ama bu sırada olunması gereken asıl yer ortalardır, her an bir rütbeli, en ön sıra, sondan üç sıra, sağdaki ilk manga vb. seçerek temizliğe, birşeyler taşıtmaya, kendi işini yaptırmaya seçebilir.

- 1 Nolu Er Gazinosunda sürekli Kral Tv açıktır, sesler, bağırışlarla izlenir klipler. Nedenini hala çözemedim, Hadise’nin kliplerinde çıt çıkmıyor…

- Başka bir mekan daha var, fast food deniyor, 24 saat açık tost, köfte merkezi, burada da film gösterimleri oluyor, vcd player ile. Son samurayı izlemiş Türk Askeri kantinden çıkarken yeniçeri modunda çıkıyor…

- Üstlere karşı çıkılamadığından tertipler her an aralarında parlamaya hazır, ufak sebepten dahi kavgalar, laf dalaşları oluyor, en ses getireni, iki er arasında oldu, birinin burnu hasar gördü ve ikisi de ceza alıp askerliklerini yirmi birer gün uzattı, bu tam da buraya geldiğimiz yirmi birinci günde olunca, dört yüz altmış güne geri saymaya reset atıp baştan başladılar…

- Çorba içlerine sürekli birşeyler atıldığı söylenir, bence antidepresan da var, hafıza karıştırıcı ve sinyal bozucu da, ilk haftalar ne isyan edebildim mantıksız yasaklara ve emirlere, ne de sivile dair birşeyleri tam hatırlayabildim, geçmişle aramda şeffaf bir perde vardı ama dokunamıyordum, yavaş yavaş anımsayıp ip uçlarını birleştirdim ben de.

- Şok gazetesinin tirajı neden bu kadar fazla, burada anladım, kimse haber gazetesi okumuyor…

- Yağmur en az on beş kez üzerimde kuruyunca faranjit oldum, her tür şikayetim de vardı, öksürük, göğüs ağrısı, halsizlik, ateş, boğaz ağrısı. İlk revire gidişimde antibiyotik ve vitamin verdi, hala geçmemişti, bir defa daha gittim yine aynılarını yazdı reçeteye, üçüncü gidişimde ancak ilin ve öksürük şurubu verdi.

- Revirdeki hemşire bir odadan diğerine giderken elli çift göz onu takip ediyor, hemşirenin hali, elli kurt içinden geçen cesur kuzu gibiydi…

- Revire çıkıp istirahat alabileceğini sananlar oluyor, bel ağrısı çekiyorum diye mesela, eleman aman aman oy oy oy diye belini tutup drama oynuyor,çok da belli oluyor, konservatuar sınavlarına hazırlandığını sanıyor…

- Akşam yemeği sonrası 23:00′te biz uyurken deprem tatbikatı yapılacağı söylendi, tatbikat gereği koğuşu hızlıca boşaltacağız, 21:00′de yataklara girdik uyuduk, zamanı geldi, düdük çaldı deprem var diye bağırıldı, rol gereği en hızlı şekilde koğuşu boşaltırken ” ilk önce kadınlar ve çocuklar!” diye bağırdım, anlayıp gülen olmadı, gülmeyi geçtim bir kişi tebessüm etmeyince anladım ne kadar yalnız olduğumu…

- Burada ankesörlü telefon için kontör bulmak çok zor, tuhafiye ve sigara kantininde ve herkes üçer beşer alıp anında bitiriyor, sonra da bulmak zor oluyor, iyi ki evvelden aile kart almışım, bir de o sıkıntı baş göstermedi, telefon kuyruğu da çok oluyor, en güzeli gece yat iştimasından sonra gitmek.- Bir haftasonu er gazinosunda Cem Yılmaz’ın son gösterisinden askerlik maceralarını açmışlar, dev ekranda askerler izlemiş, sivilde izlediğimden gidip izlemedim, koğuşta izledikten sonra gelip gülerek anlatanlar vardı, ama hakkaten yaşadığımız şeylerdi, silahlı pozlar çektik, televizyon izledik, faranjit oldum aspirin ve vitamin aldım vb. o gülerek anlatanlar aslında ağlanacak hallerine gülüyorlardı…

- Müjdat Gezen’in söz yazarı, Kadir İnanır’ın futbolcu, Hulusi Kentmen’in baba rolünde olduğu film vardı, 70′lerden… Er gazinosunda ilk geldiğimiz hafta yaklaşık 150 kişi göz kırpmadan izledik…

- Sigara bir askerin gıdası gibi burada, bölük olarak istirahatte 450 kişi çömelmiş, % 70′i sigara içerken çıkan duman uydudan çekilmiş fotoğrafta orman yangını gibi gözükebilir.

- Burada iştahım açıldı, normalde fazla tüketmezken, kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri harici, tost, tatlı, kumru vb, aşırı tüketmeye başladım, sonra sebebini anladım, iştaha yasak yoktu…

- Komando seçmeleri için check up oluyorduk, askeri hastaneye sivil bir otobüsle gidip geliyorduk, şöför bir cd hazırlamış, damardan girdi, kara tren, sarı gelin, bayram olmuş neyime anam anam garibem vb. o türkülerle hastaneye gittik, hastanede otobüsten indik herkesin gözlerinde rutubet ve ellerinde sigara çakmak…

- Bazı eğitim dersleri öyle basit ki çocuk bile anlayabilir, ama her türden adam olunca, kreşte gibi animasyonlarla ders anlatılıyor. Örneğin; bir aracın gabarisinin fazla olup aşırı yükle köprüden geçmeye çalıştığında iki erden biri köprü oldu diğeri de kamyon, kamyon olan er köprü olanın önünden geçince ikisi de çömeldi, yani köprü yıkıldı, zihinsel engelliler için anlatılıyor gibiydi…- Bazısı gece traş olup yatıyor, ben sabahları oluyorum, öğlen manga komutanımız beni uyarıyor, bıyıkların uzamış gece mi traş oldun diyor, halbuki sabah oldum traşımı, bilmiyor ki imajımı kaybettim, bıyıklarım isyan ediyor çıkmak için…

- Haftaiçi akşamları internette çok sıra olunca akşam yemeği yemeden geldiğim de oldu, yemek sonrası herkes hücum edince bir saat sıra bekliyoruz, sonra da 50 pc aynı ipden bağlanınca 1024k ile hiçbir site açılmıyor, zaten popüler her tür site yasaklanmış durumda, mail kontolü yapmak ve google anasayfasını görmek bile bazı zaman mucize oluyor, ama buna da şükür. Bir de çarşı izinlerinde haftasonları gidiyoruz, o zaman daha rahatız.

- İlk hafta sonunda tüm hayatım burada geçmiş hiç sivil hayatım olmamış gibi hissettim, RDM ( Rehberlik Danışmanlık Merkezi) psikoloğuna sorduğumda  genelde olan şey bu dedi, ama o his çok acaipti, yemin töreninde ailemi ilk kez görmüş gibi hissettim, 28 gün sadece ankesörlü telefonla konuşunca- Bir sabah 06:30′da sıraya girmeyen 2. takımdakileri çavuş istikamet verdi, süründürdü, sabah sabah 200 kişinin yeşiller arasında yerde sürünmesi, kelebekler vadisindeki caretta carettaların denize ulaşma çabasındaki gibi görüntü oluşturdu.

- Sessizlikte uyumaya alışıkken, 250 kişilik koğuşta horlama melodileri arasında uyumaya bile alışıyor insan zamanla, geceleri uykusunda marş söyleyeni de çıkıyor, sevdiğinin ismini sayıklayan da…

- Televizyonu er gazinosunda en önde izleyen usta askerler birer de ayaklarını uzatmak için sandalye koymuş izliyor, bir nevi kendilerini protokol gibi görüyorlar…

- Cam bardakta su içmek, demleme çayı ince belli bardakta içmek ve taze ekmek özlenen şeylerin en başında yer alıyor, bu daha en hafifleri, insan sivilde kıymetini bilmediği ne var ise, burada kıymetini anlıyor…

- Komando seçimleri oldu ve check up için İzmir’de Hatay asker hastanesine gidip geldik,kontroller sırasında istirahatlerde dahi hastaneden çıkamadık, otobüs bizi bulunduğumuz kışladan aldı, hastaneden yine kışlaya getirdi ve tam bir hapis hissiydi,sivil hayatı görmek ama ona dokunamamak, diş fırçası almam gerekliydi ve hastanede hiç tanımadığım birinden rica ettim, karşı caddeye geçti eczaneden aldı geldi, muhabbet ettik, 2 yıl kadar hapise girmiş çıkmış, o zaman şu anki halime şükrettim, daha da kötüleri olabiliyormuş…

- Teneke tabaklarda yemek yemekten bıktım ama mecburum ve sivilde tabldot yemek lokantasına asla gitmeme kararı aldım.

- Fazla sosyal aktivite yoktu ilk zamanlar ve çavuşlar eğitim alanında haftasonu maç yaptı, normalde futbol sevmememe rağmen, Barcelona - Milan maçı gibi izledik tüm bölük

- İlk çarşı iznimizde dört kişi Konak ve Kemeraltı gezdik ve tam da asker kaynayan yerler olunca, kabak gibi sırıttık, bir sonraki çarşı izninde tek başıma takıldım, ilk sefer izinde yaptığımız demleme çaya doymak ve deniz kenarında gezmekti. İkinci sefer yalnız takılıp izin kullanırken Starbucksta kahve içtim, kışla içinde sürekli bozuk para ile çalışan makina kahvesi sonrası beyaz çikolatalı moccha zemzem suyu gibi şifalı geldi. Saç imajımdan dolayı asker olduğum ortadaydı ve kaldırımda yürürken bizi görüp yolunu değiştirenler oldu ve halime güldüm,  bir nevi canavar sayılıyoruz, ama onlar da haklı, çoğunluk ne yapıyorsa hep öyle sanılıyoruz. Kışla içinde de bu böyle, bölükte komuta uymayan, adam gibi marş söylemeyen olunca, istikamet verilip sürünme ve ördek yürüyüşü gibi oyunlar oynuyoruz…

- Kızılaya kan bağışı yapacak gönüllüler vardı ve hastalık, dövme, piercing, alerji, kan tutma vb. sebeplerden elenenler oldu, 450 kişiden 129 kişi kaldık ve meyve suyu kek ikramından sonra 450şer ml kan bağışladık, akşam yemeğe geç gittik ama kan verdiğimiz için, hoşafı çift kase verdiler.

- Duyuru yapıldı, iki senelik üniversite mezunlarından kendine güvenenler çıksın diye, uzun dönem askerlik yapanlar içinde en çok okul görenlerdik, elimi kaldırdım çıktım, çavuşlardan soran oldu, össden kaç puan aldın diye vs. sandım ki güzel bir görev bizi bekliyor, sonra dört kişi olunca gönüllü, uzman çavuş aldı cephaneliğe götürdü bizi ve boş kovan saydık, mantığın olmadığını anladım, 1500. mermide.

- Havaalanına yakınız ve uçaklar üstümüzden inip kalkıyor, trenin de düdüğü duyuluyor, biz özgürüz diye haykırıyor,aynı anda yan birlikten kalkan helikopterler ve eğitim alanında atış sahasından gelen silah sesleri arasında istirahat ederken ben neredeyim, ne işim var burda diye sorguluyorum