Karalamalar Vol. 4
- İlk geldiğimiz gece stresten, horlama seslerinden ve 250 kişiyle aynı yerde uyumaya alışık olmadığımdan uyuyamadım, sonra sabaha doğru içim geçmiş, uykuya doğru ilerlerken, “koğuş kalk!” nidasını melodi yapmış olan bir nöbetçi er uyandırdı bizi ve gözlerimi açtım, heryer ranza dolu, kabus gibiydi, bir daha gözlerimi kapadım açtım, hepsi gerçekti…
- Askeriyede hele de acemi birliğinde bir mantık vardır, sıraya girilir, sayı alınır öyle bir yere gidilir, koğuşlara, eğitim alanına yemeğe vb. giderken marşlar söylenir, uygun adım gidip gelinir, kollar sallanır, dizler çekilir. Ama bu sırada olunması gereken asıl yer ortalardır, her an bir rütbeli, en ön sıra, sondan üç sıra, sağdaki ilk manga vb. seçerek temizliğe, birşeyler taşıtmaya, kendi işini yaptırmaya seçebilir.
- 1 Nolu Er Gazinosunda (biz su bardağında demleme çay içilen bir yer olduğundan dolayı cam bardak deriz) sürekli Kral Tv açıktır, sesler, bağırışlarla izlenir klipler. Nedenini hala çözemedim, Hadise’nin kliplerinde çıt çıkmıyor…
- Başka bir mekan daha var, fast food deniyor, 24 saat açık tost, köfte merkezi, burada da film gösterimleri oluyor, vcd player ile. Son samurayı izlemiş Türk Askeri kantinden çıkarken yeniçeri modunda çıkıyor…
- İzmaritleri biz atıyoruz, yine biz topluyoruz, o kadar çok sigara içen var ki, birkaç defa sigaramı çakmakla değil, bir dakika evvel yere atılmış sigarayı yerden alarak yaktım…
- Üstlere karşı çıkılamadığından tertipler her an aralarında parlamaya hazır, ufak sebepten dahi kavgalar, laf dalaşları oluyor, en ses getireni, iki er arasında oldu, birinin burnu hasar gördü ve ikisi de ceza alıp askerliklerini yirmi birer gün uzattı, bu tam da buraya geldiğimiz yirmi birinci günde olunca, dört yüz altmış güne geri saymaya reset atıp baştan başladılar…
- Çorba içlerine sürekli birşeyler atıldığı söylenir, bence antidepresan da var, hafıza karıştırıcı ve sinyal bozucu da, ilk haftalar ne isyan edebildim mantıksız yasaklara ve emirlere, ne de sivile dair birşeyleri tam hatırlayabildim, geçmişle aramda şeffaf bir perde vardı ama dokunamıyordum, yavaş yavaş anımsayıp ip uçlarını birleştirdim ben de.
- Şok gazetesinin tirajı neden bu kadar fazla, burada anladım, kimse haber gazetesi okumuyor…
- Yağmur en az on beş kez üzerimde kuruyunca faranjit oldum, her tür şikayetim de vardı, öksürük, göğüs ağrısı, halsizlik, ateş, boğaz ağrısı. İlk revire gidişimde antibiyotik ve vitamin verdi, hala geçmemişti, bir defa daha gittim yine aynılarını yazdı reçeteye, üçüncü gidişimde ancak penisilin ve öksürük şurubu verdi.
- Revirdeki hemşire bir odadan diğerine giderken elli çift göz onu takip ediyor, hemşirenin hali, elli kurt içinden geçen cesur kuzu gibiydi…
- Revire çıkıp istirahat alabileceğini sananlar oluyor, bel ağrısı çekiyorum diye mesela, eleman aman aman oy oy oy diye belini tutup drama oynuyor,çok da belli oluyor, konservatuar sınavlarına hazırlandığını sanıyor, jüriyi inandırırsa ödülü de bir iğne, o iğneyi yedikten sonra akşama kadar topallayarak yürüyor…
- Akşam yemeği sonrası duyuru yapıldı, 23:00′te biz uyurken deprem tatbikatı yapılacağı söylendi, tatbikat gereği koğuşu hızlıca boşaltacağız, 21:00′de yataklara girdik uyuduk, zamanı geldi, düdük çaldı deprem var diye bağırıldı, rol gereği en hızlı şekilde koğuşu boşaltırken ” ilk önce kadınlar ve çocuklar!” diye bağırdım, anlayıp gülen olmadı, gülmeyi geçtim bir kişi bile tebessüm etmeyince anladım ne kadar yalnız olduğumu…