Karalamalar Vol.12

12/11/09 2154 hours

Ufak bir çiftlik hayatımız da vardı ve at besliyorduk, atlara bakmak için bir asker aranıyordu ve sivilde dj olan bir asker seçildi bu göreve. Dj askerin atlara bakması için seçilme sebebi de şöyle; dosyasında mesleğinin “disc jockey” yazması ve dosyaları araştıran komutanın mesleği “jokey” olarak okuması ve jokeyse anlar bu atlardan diye düşünerek askeri at bakıcısı olarak seçmesi.

- Acemi birliğinde eğitim atışları zamanı 10’arlı gruplar halinde atış yaptık, hepimizin 3 mermi hakkı vardı, atışlarımızı yaptık, atışlar bitince hedef kâğıtları kontrol edildi, bir kâğıttan 5 delik çıktı. 3 mermi hakkı ile 5 deliğin başarısı bir askerin kendi hedef kâğıdına değil yandaki askere ait hedef kâğıdına nişan almasıydı.

- Koğuşta ortada bırakılan her şey tehlikededir. Terlik, kalem, kalorifer üstünde kurumaya bırakılan ıslak çorap her an yer değiştirebilir, bu yüzden her şeye işaret koyuyordum, bir gün terliklerim yer değiştirdi ve bulamadım, yenisini aldım. İkincisi de yer değiştirdi ve ikinci terliklerimi ararken ilk terliğimi buldum.

- Ramazan bayramında buradaydım, benim ailemsiz, ailemin bensiz ilk bayramdı. Bayram sabahı evimi aradım; annem kahvaltı hazırlamış, dedem bayramı bizde geçirmek üzere gelmiş, annemin sesi çatallı, benim gözlerim dolu. Bayramın ilk günü sabah tüm arkadaşlarla bayramlaştık, hepimiz gariban moddaydık, sevdiklerimizden uzaktayken ama burada da illa dostluklar kurulmuştu, çadır çadır dolaşıp sohbet ediyorduk arkadaşlarla, ellerde efkâr sigarası ve plastik bardakta içilen demli çaylar, kapı kapı dolaşıp ev baklavası, çikolata, kolonya ikramları olacakken bu da yeterliydi bize. Kimimiz nöbette, kimimiz görevinin başında zaman geçirdik ama o gün diğer günlere göre yine de dinleniyorduk. Zaten o gün en çok mesaiyi ankesörlü telefon yaptı, bir dakika boş durmadı, çok çalıştı.

- Şanlıurfa’ya giden annem akşam sıra gecesine davet ediliyor ve annem de “Bir mektup yazdırdım” adlı asker türküsünün çalınması için not yolluyor. Türkücü de notu aldıktan sonra “asker kardeşim için gelsin” diyerek esere başlıyor. Vatani görevdeki bendeniz için istek parça da çalınmış oldu böylece…

- Bulunduğumuz bir bölgede fare vardı, yiyecek bir şey bulma umuduyla yattığımız çadıra girerdi, çöpü karıştırırdı. Bir gece çadırda yatağımın altında kedi uyudu ve o gün fare görmedim, ben de kediyi besleyerek, ona yatacak bir yer ayarlayarak, her gece yatağımın altında uyumasını sağladım.

- Bir dönem erzakımız azaldı ve hep aynı yemekler çıkmaya başladı, soğuk makarna, bulgur pilavı ve barbunyadan başka dünyada yiyecek yok gibi hissettirmişti, ama askerlikti bu, yemin etmiştik, her zaman her yerde her koşulda vazifemizi yapacaktık, isyan edemezdik imkânlara. Akşam öğününde bulgur pilavı ve barbunya olan bir gün yemeğe gitmedim, o gün içecek olarak limonata verilmiş ve daha sonra içine şap konulduğu söylentisi çıkmıştı. Yemeğe gitmediğimden limonatayı da içmedim, şap söylentisi doğrumuydu bilmiyorum ama o gün sıcaktan hararet basan bir arkadaş üç bardak limonata içmiş ve bir hafta depresyonda gezmişti…

Posted by edural in Uncategorized* Comments (3)

Karalamalar Vol.11

12/11/09 2153 hours

- Bir Pazar kahvaltımızda yumurta yapacaktık, piknik tüpü, yumurta, yağ bulduk, daha sonra yanında meşrubat açtık ama buzluydu, plastik bardaklara doldurduk, erimesini beklerken aceleci bir arkadaş ben buzu eritirim dedi ve yanan tüpün üstünde bardağını tuttu, sıcağa dayanamayan plastik bardak eridi ve içecek yere boşaldı. Bu zeki arkadaşın memleketinin dağların kıyıya paralel olduğu bir bölgeden olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

- Bir yemekte tatlı olarak tanınmış bir markanın pudingi vardı ve ilk kez ambalajlı gıdalar arasında bilinen bir ürünü tüketiyorduk, bizi baya düşünüyorlar dedim içimden, dağıtılmasının sırrı son kullanma tarihindeydi, on gün kalmıştı pudingin teskeresine.

- Askerde ekmekler bayat olur bir kez yapılır, on öğün dağıtılır diye söylenir, ama biz her gün fırında pişen ekmeğin kokusunu burnumuza çekip kahvaltıya giderdik, taze ekmek tüketirdik.

- Bazukayla çekilmiş fotoğrafların, avcı hikâyelerinin ötesinde bir dünya var içeride. Madde bağımlısı, sabıkalı, cami hocası, inşaat işçisi, müzisyeni, elektrikçisi hep bir aradayız, aynı çatı altında birleştik, silah arkadaşı olduk. Dışarıda belki birbirimizin yüzüne bakmazdık ama burada hepimiz birdik.

- Bir ilköğretim okulunun öğrencileri bizlere mektup yazmış, öğretmenlerinin bir kompozisyon sınavı olabilir, bulunduğumuz kışlada görebileceğimiz yerlerde asılıydı ve hepsini okudum. Onların yüreğindeki ufkun genişliği insana dar zamanda güç veriyordu.

- Acemi birliğinde ve usta birliğinin ilk zamanlarında her nerede toplu şekilde bulunursak bir usta asker mutlaka bize bakarak memleketinin plakasını sorardı, “aranızda 34 var mı?” gibi, çömezler (iki alt tertip) geldiğinde ben de aynısını yaptım ve memleketimin plakasını onlara sordum, iyice asker gelenek ve göreneklerini benimsemiştim.

- Burada her şey şafak hesabına göre yürür, banyo, yemek sırası, mıntıka sırası vb. Ve şafak azaldıkça eşek şakaları yapılır, 300’den düşünce parkanın kapşonunu yırtarlar, 200’den düşünce fanilayı yırtarlar. 100’den düşmek en önemlisiydi artık çift rakamlara ulaşılmıştı ve bir üst tertipler kimi bulsa ıslatmaya başladı. Ben pek fazla ıslanmadım ama beş kova su yiyen zatüre adayı tertiplerim çoktu.

- Daha önceki hikâyelerimi okuyan bir komutanım vardı, hikâyeleri benim yazdığıma inanmadı ilk, daha sonra inandığında “benden de bahset o zaman bir sonraki yazdıklarında” dedi. Komutanım bu hikâyem size;

Komutanım internetten parçalar indirirdi, beni kırmadı ve “where is my mind” parçasını da indirdi. Dizüstü bilgisayarından şarkıyı açtı, odadan dışarıya çıktım, kahve bardağım elimde ve gece yarısı manzaraya karşı “where is my mind” dinledim, sağolun komutanım.

Posted by edural in Uncategorized* Comments (1)

Karalamalar Vol.10

12/11/09 2152 hours

- Bazı gece boş kaldığım zaman gökyüzünü izliyordum ve gecede en az üç yıldız kayması görüyordum. Ağustos ayında yıldız kayması daha da çok görülüyordu. Sabahları da güneşin doğuşunu izlemek keyif veriyordu. Güzel bir doğa olayı da bir gece dolunayı dürbünle izlemekti, daha fazlasını da yapmak isterdim ama bulunduğum yerdeki böcekler toprağa uyku tulumumu serip gökyüzünü izlememe izin vermedi.

- Teskereye giden bir askerimiz memleketine gittiği hafta trafik kazasında yaşamını yitirdi. Türlü tehlikeler sonrası, tam da özgür olduğu anda yaşadığı acı son üzücüydü. Yine de alınacak ders vardı: “ölüme yakın olmamız bize endişe vermemeliydi, ölüm nerede olursak olalım bizi bulurdu…”

- Asker 1 Nisan’da nasıl şaka yapar? Gece arkadaşının suratına ya ayakkabı boyası ya da traş köpüğü sürer. Ayakkabı boyalı yüzler, traş köpüklü yüzler kadar şanslı değildi. Traş köpüğü olanlar en azından sabah traş olmaya hazır uyandı çünkü. O gece nöbetten dolayı şakaya maruz kalmamam da benim şansımdı.

- Usta birliğime geldiğimde başka bir yere görevli gittik ve misafir olarak beklememiz gereken yerin koğuşunda hoparlör vardı ve kaldığımız binadaki berberhanedeki müzik koğuştaki hoparlörden duyuluyordu. Geldiğimiz ilk gece sabaha kadar Ferdi Tayfur’un tüm albümlerini dinledik, bazı arkadaşlar gece rüyasında Necla Nazır’ı gördüğünü iddia etti. Bana ilk parçalar bir tür acıya alışın oryantasyonu gibi geldi, zaman ilerledikçe koğuş Nazi kamplarındaki işkence odaları gibi gelmeye başladı…

- Misafir olarak beklememiz gereken bir yerde yatak azdı ve yemekhanede verilen meyvelerin boş kasalarından üç beş tane yan yana dizip yatak yapıyorduk. Bir en üst devre asker on kasadan çift kişilik yatak boyutunda bir yer hazırlamıştı kendine. Nerede, ne durumda olursan ol, konfor önemli arkadaş…

Posted by edural in UncategorizedYorumlar (0)

Karalamalar Vol. 9

12/11/09 2116 hours

- Askerdeyiz diye kendimize bakmıyor değiliz, lipstick, traş losyonu, nemlendirici krem, dedodorant sahibiyiz birçoğumuz. Bazılarımız hijyenik ped bile kullanıyor, ama bot vurduğu zaman botun tabanına tampon yapmak için…

- Usta birliğine ilk geldiğimde herkes işi için o kadar özeniyordu ki, herkes burayı kendi ofisi, ailesi, evi gibi benimsemişti, nedenini üç ay sonra anladım, üç ay sonra insan buradan başka gidecek yeri yok gibi hissediyor, sivili unutuyor ve bulunduğu ortamı, yaptığı işi benimsiyor.

- Sabah traş sonrası aynada gözlerime baktım ve rengi değişmişti, o bile ortama adapte olmuş çamur yeşiline dönmüş.

- İnternetten uzaktım ve takip etmem gereken yerleri ankesörlü telefonda kankama söyledim ve o baktı. Uzak masaüstü bağlantısı (Remote Access) yaptık bu imkânlar içerisinde.

- Herkes aynı imajı yapıyordu, aynı tip pantolon gömlek, sakal ve bıyık yok. Yaz aylarında da hava sıcaklığından herkes üç numara saç yapıp geziyordu ve Fight Club’daki Space Monkeylere benzemiştik.

- Gün yoğun olduğu zaman daha hızlı geçiyor, günler geçmez sanırken saatler akıp gidiyor, ama saatlerin bir saat geriye alınışı sonrası gün yoğun olsa da zaman geç ilerliyor hissi vermeye başladı.

- Güneş ilk bize uğruyor ve bu ezan saatlerini de etkiliyor. Bir gece nöbette sabah ezanı okunuyor ve batıda büyümüş nöbetçi mantığını yürütüyor: “hocanın işi var herhalde, erkenden ezanı okuyup gitmek istiyor.”

- Zoolog olsaydım cennette sanırdım kendimi. Peygamberdevesi, çekirge, akrep, kurbağa, çıyan, kertenkele, eşekarısı, karafatma ve bilumum böcek ve haşaratla iç içeyiz. Bir gün çadırda yılan bile bulduk ve Fear Factor’e ne gerek var dedik.

- Bir gün üç beş arkadaş toplandık, nişanlı bir arkadaş sevdiğine mektup yazacak bizden yardım istiyor, biz de fikir veriyoruz, “uykusuzluğa, açlığa, yorgunluğa her şeye alıştım ama sensizliğe alışamadım, 460 gün vatan için gerisi senin için vb. kamyon arkası yazıları askerliğe uyarlayıp söylüyoruz, arkadaşa iki kâğıt dolduracak kadar tüyo verdik, nişanlı asker okudu ve yırttı, elimizden gelen romantizm bu kadardı, onu da beğendiremedik.

Posted by edural in KaralamalarYorumlar (0)

Er Gazinosu

12/09/09 1309 hours

İçeride eğlenebilecek aktivite (eşek şakalarını yok sayarsak) er gazinosu ve televizyondu. Televizyon kumandası her kimin eline geçerse geçsin istisnasız olarak elinde sihirli değnek var sanırdı, hali tavrı değişir, televizyonu pür dikkat izlerdi, biri konuşursa kavga çıkarırdı, gıcıklık olsun diye haber saatinde saçma kanallar açardı. Bir defa herkes uykudayken televizyon izleyeyim dedim, kumanda elime geçti, dünyayı yok etme hayalleri kurmaya başladım, kumandayı bıraktım bir daha da dokunmadım.

 

Televizyonda bir gün acı haber; reklâmlarda Rock’n Coke festivaline bu sene Linkin Park ve The Prodigy katılacaktı bunu öğrendim, daha da acısı o konser geceleri biz ancak köyden düğün seslerini duyuyorduk biraz ileride farklı amaçla da olsa bile eğlenenler vardı…

 

Gazinoda bir gün Mahsun Kırmızıgül’ün Belalım klibini en az elli kişinin göz kırpmadan izlediğine bile şahit oldum, herkes put kesilmiş ekrana kitlenmişti, National Geographic’de Büyük Kedilerin Günlüğü belgeseli olsa bu kadar hürmet görmezdi…

 

Kaldığımız yer gazinonun yanıydı ve kahvaltı saatinde Ankara oyun havaları müzikleri istisnasız açılırdı, bu bir yandan güzeldi, yatakta uykuluyken kendimi şehrimde, Ulus – Eryaman dolmuşunda uyukluyor hissediyordum,  bu şartlar içerisinde bu durum astral seyahat bile sanılabilirdi, ama tetikleyicinin Ankaralı Turgut, Oğuz Yılmaz, Ankaralı Yasemin gibi isimlerin sesi olması biraz acınasıydı…  

 

Kral Tv açık gazinoda takılırken bir Vj sıradaki parça askerdeki Emre’ye gelsin dedi ve öpücük yolladı, beni tanıyanlar döndü bana bakıyor ve ooooo çekiyor, TSK’daki tek Emre benim ya…

Posted by edural in UncategorizedYorumlar (0)